Redwood’lar (Sequoia sempervirens), yeryüzündeki en eski ve en büyük canlılardandır. Çoğu 2000 yılı aşan yaşta, 100 metrenin üzerinde yükselir. Kabuğu 30 cm’ye kadar kalınlaşarak yangın ve çürümeye karşı doğal bir koruma sağlar. Jurassic döneminden beri gökyüzüne uzanırlar. Bugün gördüğümüz bireyler binlerce yıllık olsa da, bu türün fosil geçmişi yaklaşık 20 milyon yıl öncesine uzanır. Bu nedenle burada yalnızca büyük ağaçlardan değil, jeolojik zaman boyunca süreklilik göstermiş bir yaşam yaşam sistemidir.
Redwood ormanları yalnızca Pasifik kıyısında, okyanus etkisinin hissedildiği dar bir hatta gelişir. Yaz aylarında bölge belirgin yağış almasa da, okyanustan içeri süzülen sis bu sistemin devamlılığı için kritik bir rol oynar. Redwood’lar, iğne yapraklarının yüzeyinden terpen adı verilen uçucu bileşikler salgılar. Bu bileşikler havada asılı kalan nemin yoğunlaşmasını kolaylaştırır; sisin dağılmasını yavaşlatır ve orman içinde tutulmasını sağlar. 100 metreyi aşan taç örtüsü, bu nemi yakalayarak sistemin içinde dolaşımını sürdürür. Yapraklarda yoğunlaşan su damlacıkları aşağıya süzülür, toprağa ulaşır ve kökler tarafından yeniden sisteme katılır. Bu süreç yalnızca ağacı değil, tüm ekosistemi besler. Bu döngü sayesinde Redwood’lar su ihtiyaçlarının yaklaşık %30–40’ını doğrudan atmosferden karşılayabilir.
Bu nedenle sis yalnızca dışarıdan gelen bir koşul değil, ormanın kendi içinde süreklilik kazanan bir döngüdür. Atmosfer, ağaç ve toprak arasında sürekli bir su alışverişi gerçekleşir. Redwood’lar su ihtiyaçlarının önemli bir bölümünü bu yolla, doğrudan havadan karşılayabilir.
Redwood denildiğinde genellikle Pasifik kıyısında yetişen Coastal Redwood (Sequoia sempervirens) kastedilir. Aynı familyadan olan Giant Sequoia’lar (Sequoiadendron giganteum) hacim bakımından dünyanın en büyük ağaçları kabul edilir. Kaliforniya’nın Sierra Nevada dağlarında daha kuru iç bölgelerde bulunur bu nedenle benzer bir sis döngüsü oluşturmazlar.
Çin kökenli Metasequoia glyptostroboides ise yaprak döken nadir bir sekoya türüdür ve uzun süre yalnızca fosil kayıtlarında bilinirken 20. yüzyılda yeniden keşfedilmiştir. Üçü de servi (Cupressaceae) familyasına aittir, ancak coğrafyaları ve ekolojik özellikleri farklıdır.
John Steinbeck;
“Redwood’lar, bir kez görüldüklerinde zihinde hep kalacak bir görüntü yaratırlar.
Hiç kimse bir Redwood ağacını başarıyla fotoğraflayamamıştır.
Onların insanda yarattığı his aktarılabilir değildir… onlar bildiğimiz hiçbir ağaca benzemezler — başka bir zamandan gelen elçilerdir.”
Redwood ormanları yalnızca ağaçlardan ibaret değildir. Alt katmanda eğrelti otları, redwood sorrel (Oxalis oregana), gölgeye ve neme uyum sağlamış otsu bitkiler, mantarlar bulunur. Sürekli nemli ortam, toprak oluşumunu ve besin döngüsünü destekleyen yoğun bir mikrobiyal aktiviteye olanak tanır.
Ağaçların tepelerinde ise bambaşka bir yaşam katmanı gelişir. Yüksek dallar üzerinde biriken organik materyal zamanla toprak benzeri bir yapıya dönüşür; bu katmanlarda yosunlar, eğrelti otları ve küçük bitkiler kök salabilir. Bu alanlar yalnızca bitkiler için değil, omurgasızlar ve amfibiler için de habitat oluşturur. Bazı türler yaşam döngülerinin büyük bölümünü bu katmanda geçirir ve neredeyse hiç orman zeminine inmez. Burada orman yalnızca yatay değil, dikey olarak da genişleyen bir sistemdir.
kök sistemi, devasa boylarına rağmen şaşırtıcı şekilde sığdır, ancak çok geniş bir alana yayılarak birbirine kenetlenir. Genellikle 1-3 metre derinlikte kalıp, 30-40 metre yanlara uzanarak yanındaki ağaçlarla bir ağ oluşturur, bu sekilde sert rüzgârlara karşı ayakta kalırlar ve yeni sürgünler vererek devamlılıklarını sağlarlar.
Redwood’lar yangınla birlikte evrimleşmiş bir türdür. Kalın kabukları ve yüksek nem içeriği sayesinde yüzey yangınlarından çoğu zaman zarar görmeden çıkabilirler. Hatta yangın sonrası açılan alanlar, ışığın alt katmana ulaşmasını sağlayarak yeni büyümeyi destekler. Ancak günümüzde yangınların sıklığı ve şiddeti artmıştır. İklim değişikliği, uzayan kurak dönemler ve insan etkisi bu doğal dengeyi bozarak daha yıkıcı yangınlara neden olmaktadır. Bu nedenle bazı bölgelerde özellikle yaşlı ve büyük ağaçlar aktif olarak korunur; yangın sırasında gövdeleri ısıya dayanıklı örtülerle sarılarak hasar almaları azaltılmaya çalışılır.
19. ve 20. yüzyıllarda Redwood ormanları yoğun biçimde kesilmiştir. Düz lifli, dayanıklı ve işlenmesi kolay odunları nedeniyle inşaat, demiryolu ve hızla büyüyen yerleşimlerde yaygın olarak kullanıldılar. Bu süreç yalnızca ağaçların değil, bütün bir ekosistemin parçalanmasına yol açtı.
Bugün bu ormanların yalnızca yaklaşık %5’i kalmıştır. Geri kalan alanlar 100–200 yaşındaki genç ağaçlardan oluşan ikinci kuşak ormanlarla kaplıdır. Ancak bu genç ormanlar, eski ormanların karmaşık yapısını ve mikroiklimini henüz yerine koyamamaktadır. Çünkü bir ekosistem, parçalarının toplamından çok daha fazlasıdır.
Redwood ormanları aynı zamanda, birim alan başına depolanan biyokütle ve karbon miktarı açısından dünyadaki en yüksek değerlere sahip ekosistemler arasında yer alır. Uzun ömürleri, hızlı büyüme dönemleri ve büyük kütleleri sayesinde karbonu hem gövdelerinde hem de toprak sistemlerinde yüzyıllar boyunca tutabilirler. Bu özellikleri, onları yalnızca etkileyici değil, aynı zamanda küresel karbon döngüsü açısından kritik hâle getirir.
Bugun Redwood ormanları yalnızca ekolojik değil, aynı zamanda güçlü bir kültürel karşılık da bulur. Bu ağaçlar, uzun zamandır insanın ölçek ve zaman algısını zorlayan varlıklar olarak anlatılarda, yazında ve görsel kültürde yer edinmiştir. Onlara verilen isimler bile bu etkiyi taşır; doğrudan tarif etmekten çok, hissettirdikleri büyüklüğü ima eder.
“Avenue of the Giants”, Kuzey Kaliforniya’da Humboldt Redwoods State Park içinden geçen yaklaşık 50 kilometrelik eski bir karayoluna verilen isimdir. Yol, dünyanın en yoğun Coastal Redwood topluluklarından birinin içinden geçer; bu nedenle bir rota olmaktan çok, bu ağaçların arasında ilerleyen bir deneyim olarak kurgulanır. Benzer şekilde “Grove of the Titans” gibi isimler de, tekil ağaçlardan ziyade bir araya geldiklerinde oluşan ölçüyü ve etkiyi tarif etmeye çalışır.
Kişisel Deneyim
Bugün, on yıl önce Redwood’larla ilk kez tanıştım — ve o anın etkisi hâlâ çok güçlü. 9 gün boyunca ormanda kamp yaparak bu devleri yakından tanıma fırsatım olmuştu.
20 milyon yıllık bu ormanlarda, zaman ve ölçeği algılama biçimini değişiyor. ilk kez gece girip devleri gördüğümde, rahatsızlık hissiyle gülmüştüm. Karanlıkta bile o ölçeği hissediyorsunuz. Varlıkları güçlü, yoğun ve baskın. Ve derin, farklı bir sessizlik var. Yoğun nem, kalın yosun katmanı ve dev gövdeler sesleri emer; yüksek taç örtüsü rüzgârı ve sesleri tutar. Aslında duyulan (duyulmayan) sessizlik değil, yutulmuş seslerdir. Işık da bu yoğun örtüde kaybolur; gün akışını yitirir. Algı sınırları genişlerken, zihnin ‘gerçekliği’ kavraması zaman alıyor; sanki devler ülkesinde seslerin boğulduğu zamansız bir rüya gibi.
John Steinbeck’in yazısının devamını okumak isteyenler aşağıda bulabilirler.
Bibliograhy
Burns, R. M., & Honkala, B. H. (1990). Silvics of North America: Volume 1, Conifers. U.S. Forest Service.
Sawyer, J. O., Sillett, S. C., Popenoe, J. H., et al. (2000). Characteristics of Redwood Forests. U.S. Forest Service.
Noss, R. F. (2000). The Redwood Forest: History, Ecology, and Conservation of the Coast Redwoods. Island Press.
Sillett, S. C., & Van Pelt, R. (2007). Trunk reiteration promotes epiphytes and canopy diversity in redwood forests. Ecology.
Ambrose, A. R., et al. (2010). Foliar water uptake in coast redwood. Oecologia.
John Steinbeck (1962). Travels with Charley: In Search of America.